İtiraf edeyim ki, ara sıra heceli kafiyeli metinler yazıyor, paylaşıyorum diye şair olduğumu iddia etmiyorum
Şairlik çok başka bir mertebe. Dile hakim olmak, çok çalışmak, emek vermek falan yetmez şair olmak için. Çok büyük yetenek de gerekir. Öyle üç beş kelimeyi yan yana koydum, alt alta dizdim diye şair olmaz insan. Ben olsa olsa bir şiir emekçisi, en fazla teknisyeniyim...
Çünkü, daha önce de bazılarına işaret ettiğim gibi, şiir;
- Ruhun seslenişidir, estetiğin vücut bulması, sözün kemale ermesidir.
- Anlatı değildir, anlatmaz. Öyle olsa deneme, roman, öykü, hikaye vb olurdu.
- Hissiyattır. Hissettirir, hayal ettirir, duyumsatır. Hissetmekle, duyumsamak arasındaki farkı da şiir kavratır.
- Sırdaştır, dosttur. İfşa etmez, utandırmaz, yüze vurmaz ama ikaz eder, edebe çağırır, teselli eder, kusur örter.
- Edebi olduğu kadar ebedidir de, bir kez varlık buldu mu, zaman tanımaz, mekan tanımaz, çağları aşar.
- Şiir yerleşik değil, gezgindir, statik değil dinamiktir. Dize dize gezer, hece hece gezdirir hem dünyayı, hem rüyayı ve hayal alemlerini.
- Asla yalan söylemez. Ya derin bir sessizliğe gömülür ya da en mahrem olanı bile, peçeler, zarifçe dillendirir.
- Sahipsizdir. Yazılana kadar bir ele emanettir. Yazıldı mı, her kimin ihtiyacı varsa, onundur.
- Anlamını ne şairinden alır ne içerdiği kelimelerin sözlük tanımlarından. Şiir anlamını duygudan alır. Kime hangi duyguyu geçiriyorsa anlamı da odur.
- Ama eğlence mezesi, keyif vasıtası değildir. Boş zaman meşgalesi hiç değildir.
- Asla sıradan bir metin değildir. Bazen bir davettir, muştudur, umuttur, heyecandır, bazen de bir serzeniş, sistem ve ağıttır.
- Hatta belki şaşıracaksız ama o, bir şairin eseri de değildir.
Şaire ilhamdır.
İlhan verene râm,
insanlığa, muhatabına ikramdır.
Şiir yazmaya karar verdim.
Belki de anlatabilirdim,
saklamadan duygularımı,
eline geçmeden gerçeğin!
Aralık 2002
Geri dönmek için tıklayınız...
Gecelerim de gündüzlerim gibi karanlık.
Ne aya bakabilirim ne yıldıza artık.
Şikâyet etmemeliyim, çünkü biliyorsun,
En çok sevdiğimdi benim, zifiri karanlık.
Yalnızlığım da mecnunluğum gibi, kimsesiz.
Ne seninle yapabilirim şimdi ne sensiz.
Girdaba kaptırdım ruhumu, biliyorsun,
Kurtuluşu yok, tüm çabalar kifayetsiz!
Aralık 2002 - Aralık 2025
Geri dönmek için tıklayınız...
Ne olur ısrar etme,
anlatamam sana aşkımı,
Ne kadar çabalasam,
söz yetmez, beceremem.
Kelimeler bilmezken kendi anlamını,
ben ne yüklerim,
ne taşınır, kim bilir, sana.
Bir kabuğa bağlandığını nasıl söylerim?
Nasıl anlatabilirim
bir cesedin sonsuz aşkını?
Ama belki,
durup bir an bakabilsen
derinlerine okyanus mavisi gözlerin ve
dalıp gitsen bir an dipsiz denizine sevginin
anlardın.
Ama nafile!
Ne benim gözlerim mavi,
ne sen yüzme biliyorsun…
Ocak 2003
Geri dönmek için tıklayınız...
Yırtıcı bir çığlık büyür içimde
Duygular yol alır bilinmezliğe
Dinginliğine inat karanlığın
Ruhum kıpır kıpır, sığmaz bedene
Sanırım, bir ben gece ile dostum
Yıldızlara yoldaş uykusuzluğum
Gözyaşı sel olur, işler içime
Ruhum titrer ve dinmez susuzluğum
Gece bitti, yine sabah oluyor
Yazık, düne sitem vakti doluyor
Ey ruh, sen dön aydınlığa içimde
Karanlığım, kızılca gün doğuyor
Mayıs 2003 - Aralık 2025
Geri dönmek için tıklayınız...
Zaman değil, ömür tüketiyorum
Menzilim yok, meçhule gidiyorum
Kaderim çizilmiş, süre verilmiş
Ümidim yok, beyhude yürüyorum
Yaşanmış ne varsa, şikayetçi benden
Ruhum da kurtulmak ister bedenden
Sanırım failiyim her günahın
Artık şüphe eder oldum kendimden
Sanki kâbuslar gerçek, gerçek kâbus
Nasılsa duyulmaz isyanın, bir sus
Yükün boş hayallerin, çilen yolun
Oyalanıp durma, yürü ve kavuş
Haziran 2003 – Aralık 2025
Geri dönmek için tıklayınız...
Divanesi oldum bahtımın, peşindeyim
Bırakıp gidemem, yoksa da zincirlerim
Bıçak keskinliğinde düşen yüreğime
Yalnızlık değil, gözyaşı yüklü özlemim
Yandım bir çıranın titreyen aleviyle
Gönlüm emanet zalim bir hoyrat gönle
Ölüm sessizliğine bürünür feryadım
İsyanım çare vermez, beklemek nafile
Bekleyiş bir bakış kadar sonsuz ve aşkın
Deler geçer o bakış kalbi, aşık şaşkın
Vuslat aldanış, özlem beslerken ümidi
Heyhat, geleceği yok ki esir-i aşkın
Düşmeye görsün buz ateşler kor yüreğe
Eritir her ne kalmışsa senden geriye
Akıl vazgeçse, kalp iflah olmaz diretir
Razıdır sorsan, aşk için candan geçmeye
Feda edilir diğer sevgiler uğruna
Serilir tereddütsüz sevgili yoluna
Gözde birer damla yaş bırakır her giden
Dünyaya sığmaz, saklanır göz pınarında
Temmuz 2003-Aralık 2025
Geri dönmek için tıklayınız...
Her güzele meyleden arsız deli gönül
Dinmeksizin esen, bir seher yeli gönül
Her darbesiyle yüreğimde yara açan
Sazımın, vurdukça inleyen teli gönül
Yıllar var ki saklıdır, bilinmez derdim
Lokman hekim dirilir, dirilmez derdim
Bir ömür değil, bin bir ömür de yaşasam
Bakidir, her ne yapsam da silinmez derdim
Temmuz 2003
Geri dönmek için tıklayınız...
An gelir, gün ortasında hülyalara dalar insan
Kendi gölgesinde dertlerine derman arar insan
Kendisi de bilmez, kalbi ne acılar destelemiş
Sarhoşlukta kaybolur, çıkacak bir yol sorar insan
Hayat bir bilmece, çözüm saklı kalpte ve akılda
Biri korunağı olur, ıslanırsa eğer öteki yolculukta
Bilinmezliğe yürümektir, kalbin peşinden olan
Akıl dur der, çıkmaza tutulursa yön bu uğurda
Ben kendimden bilirim, hiç eksik olmadı elemim
Kalbim kimi severse aklım onda olmalı benim
Aşka düşmek, çöle düşmekten beter, çıkışı olmaz
Rüzgarlarla savrulur, bir damlaya muhtaç bedenim
Derim ki yürek yetmez sadece, aşk bizi bulunca
Akla sormalıdır, çekilir mi bu yaşam boyunca
Sevgili uğruna ölmek değildir, aşkı yüceltmek
Asıl olan uğruna yaşamaktır, akla uygunca
Ey şiir, sensizlikte bu yalnızlık nasıl çekilsin
Kime açılsın şu dertli gönüller, keder silinsin
Ruha aydınlıktır dizelerinin ışıltıları
Vuslat olmasa da kadim dostluğun kadri bilinsin
Temmuz 2003
Geri dönmek için tıklayınız....
Adını yazdığım kalbime, kandır
bu yüzden damarlarımda dolaşıyorsun çoktandır
ne doktorlar çare bulabilir
ne kimse izleri silebilir
suçlu arama boş yere, o benim...
Sen bir çağlayana dönüştün,
ben ruhunda patlayan fırtınaya düştüm
sanma aynı zamanda yenik düştüm
zira, sen de düştün,
hem sadece bir düştün
ve ben uyuyakalıp, düşü büyütmüştüm...
yılları yollar yapıp yürüdüm,
hiç bilmediğim adresini bulmaya yemin içtim
görmediğim yüzünü sulara çizdim,
her gece kendimle karşılıklı oturdum
ve sevgini kadehe doldurup ölümüne içtim
'yıldızlar altında', ışıltılarla seviştim...
'Ölüm bizi ayırana dek',
ölümü ayırdım bizden, bilerek ve isteyerek
yeter ki, 'gönüller bir olsun', dileyerek
ama ya kazara sen orada olsaydın,
ben cansız bir bedene dönüşür, yığılırdım
ve sen, biçare, içimde, ölürdün...
Uzaklık yoktu, uzak olan bize, yakınlaşmaktı
gelmezdik birbirimize
başka yönlere gidip, uzaklaşırdık
gözlerimiz açık, kalplerimiz kapalı
kalpler açıksa, gözler ayda, ay dolu ve kapalı
bir ağaç dalı kırılmazdı
yaprağının ağırlığıyla, kırıldı
bir güvendi, kurulmazdı
sözlerin cambazlığıyla, kuruldu
ben ağlamazdım,
aslında yalan olan sadece buydu...
Yalan artırırmış zenginliğini
sana kim dedi, kes kekremsi güzelliğini
sade sen ka(l)dın saflığınla
baharatla seni, iyice bir süslemeli
sen-sizlik şarabı içer, ben sende-ler-ken...
El işi bir sevda bu, çalma felekten
paha biçilmez, değeri göz nuru el-emekten,
ben kalayım, sen durma, git sekerekten
sana bir zarar gelsin, istemem,
bilirim,
sen acıyı hiç sevmezsin...
Doğrulayım dedim, doğruldum
bir sağıma baktım, yoruldum
solum, önüm ve arkamdaysan eğer, sobe.
oysa sen hiçbir yerde yoktun
yalnız feryadın yağıyordu üstüme...
Göz yaşına bir ıhlamur demledim
galiba hastaydım ve bedenimi tekmeledim
sırtıma çıkamadım, silkelendim, terledim
sıcaklığın hala içimdeydi, ama sen soğuktun,
düş(tüğ)ümde tuttuğum ellerinden bildim...
Yağmurda ıslanmadım ki, engel oldun
seni yağmur altına iten ben, soldum.
güneş yanığıma, yanağın değdi
ben elindeyken güzelim, güz elimdi,
elin gözümdeydi, bir baktın ve
sevdamıza elin gözü değdi...
yüreğimi buzdolabına tıktım, soğutamadım
eline, avucuma doldurdum göğü, boşaltamadım
bir yıldız düştü ve rüzgâr dalgalandı
saçlarım birden ayın rengine bulandı,
ağladım, ağlatıldım, midem bulandı...
Telefona sarıldım, telef oldum
numara çevirdim, çaktılar, aklımdan vuruldum
polis durdurdu, ben arandım
cevap veremedim, aklım karıştı,
hem zaten havada ve bir karıştı...
dudağım çatladı, çat kapı, sen vurdun
ne diyeceğimi bilemedim, karşında dondum
zira git diyen bendim
gel-gitlere alışan sen
ben duruldum, bir masaya kuruldum
çaldım, tek duyan yine, sen oldun...
ayaklarım yön bilmezdi
ileri-geri gitmekle bu yol bitmezdi
sonunda, yine başladığım yere döndüm
ve ruhuma bir köz gömdüm
elimi karda soğuttum, yağmur dindi
ben yandım, gölü kuruttum...
Yel vurdu, titredi yüreğim, daraldım
fırlatıp güneşe onu, dağladım
dağda elin ile barıştım, sen ceylanla yarıştın
ben yine çağlayana karıştım,
- karışma, bildiğince aksın
diyen sen, dondun...
Kanım dondu o an, öldün sandım
ateşe atladım, kızardım, sen ‘ak’tın,
beyaz örtüsüne cesedimin, kanım damladı
ellerin buzdan, kırdı, bir dal salladı
eller durdu, baktı bize, ağladın ...
ve ben aktım, çağladım...
kalbime tekrar adını yazdım, kandın...