ŞİİR NEDİR, NE DEĞİLDİR?

BİR TASVİR DENEMESİ

 

İtiraf edeyim ki, ara sıra heceli kafiyeli metinler yazıyor, paylaşıyorum diye şair olduğumu iddia etmiyorum

 

Şairlik çok başka bir mertebe. Dile hakim olmak, çok çalışmak, emek vermek falan yetmez şair olmak için. Çok büyük yetenek de gerekir. Öyle üç beş kelimeyi yan yana koydum, alt alta dizdim diye şair olmaz insan. Ben olsa olsa bir şiir emekçisi, en fazla teknisyeniyim...

 

Çünkü, daha önce de bazılarına işaret ettiğim gibi, şiir;

 

- Ruhun seslenişidir, estetiğin vücut bulması, sözün kemale ermesidir.

 

- Anlatı değildir, anlatmaz. Öyle olsa deneme, roman, öykü, hikaye vb olurdu.

 

- Hissiyattır. Hissettirir, hayal ettirir, duyumsatır. Hissetmekle, duyumsamak arasındaki farkı da şiir kavratır.

 

- Sırdaştır, dosttur. İfşa etmez, utandırmaz, yüze vurmaz ama ikaz eder, edebe çağırır, teselli eder, kusur örter.

 

- Edebi olduğu kadar ebedidir de, bir kez varlık buldu mu, zaman tanımaz, mekan tanımaz, çağları aşar.

 

- Şiir yerleşik değil, gezgindir, statik değil dinamiktir. Dize dize gezer, hece hece gezdirir hem dünyayı, hem rüyayı ve hayal alemlerini.

 

- Asla yalan söylemez. Ya derin bir sessizliğe gömülür ya da en mahrem olanı bile, peçeler, zarifçe dillendirir.

 

- Sahipsizdir. Yazılana kadar bir ele emanettir. Yazıldı mı, her kimin ihtiyacı varsa, onundur.

 

- Anlamını ne şairinden alır ne içerdiği kelimelerin sözlük tanımlarından. Şiir anlamını duygudan alır. Kime hangi duyguyu geçiriyorsa anlamı da odur.

 

- Ama eğlence mezesi, keyif vasıtası değildir. Boş zaman meşgalesi hiç değildir.

 

- Asla sıradan bir metin değildir. Bazen bir davettir, muştudur, umuttur, heyecandır, bazen de bir serzeniş, sistem ve ağıttır.

 

- Hatta belki şaşıracaksız ama o, bir şairin eseri de değildir.

 

Şaire ilhamdır.

İlhan verene râm,

insanlığa, muhatabına ikramdır.

ŞİİRLER

 

 

 

 

 

ŞİİR YAZIYORUM

 

Şiir yazmaya karar verdim.

Belki de anlatabilirdim,

saklamadan duygularımı,

eline geçmeden gerçeğin!

 

Aralık 2002

 

Geri dönmek için tıklayınız...

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

BİLİYORSUN

 

Gecelerim de gündüzlerim gibi karanlık.

Ne aya bakabilirim ne yıldıza artık.

Şikâyet etmemeliyim, çünkü biliyorsun,

En çok sevdiğimdi benim, zifiri karanlık.

 

Yalnızlığım da mecnunluğum gibi, kimsesiz.

Ne seninle yapabilirim şimdi ne sensiz.

Girdaba kaptırdım ruhumu, biliyorsun,

Kurtuluşu yok, tüm çabalar kifayetsiz!

 

Aralık 2002 - Aralık 2025

 

Geri dönmek için tıklayınız...

 

 

 

 

 

 

 

 

 

ANLATAMAM

 

Ne olur ısrar etme,

anlatamam sana aşkımı,

Ne kadar çabalasam,

söz yetmez, beceremem.

 

Kelimeler bilmezken kendi anlamını,

ben ne yüklerim,

ne taşınır, kim bilir, sana.

Bir kabuğa bağlandığını nasıl söylerim?

Nasıl anlatabilirim

bir cesedin sonsuz aşkını?

 

Ama belki,

durup bir an bakabilsen

derinlerine okyanus mavisi gözlerin ve

dalıp gitsen bir an dipsiz denizine sevginin

anlardın.

 

Ama nafile!

Ne benim gözlerim mavi,

ne sen yüzme biliyorsun…

 

Ocak 2003

 

Geri dönmek için tıklayınız...

 

 

 

 

 

 

 

 

 

GECENİN SEZSİZLİĞİNDE

 

Yırtıcı bir çığlık büyür içimde

Duygular yol alır bilinmezliğe

Dinginliğine inat karanlığın 

Ruhum kıpır kıpır, sığmaz bedene

 

Sanırım, bir ben gece ile dostum

Yıldızlara yoldaş uykusuzluğum 

Gözyaşı sel olur, işler içime

Ruhum titrer ve dinmez susuzluğum

 

Gece bitti, yine sabah oluyor

Yazık, düne sitem vakti doluyor

Ey ruh, sen dön aydınlığa içimde

Karanlığım, kızılca gün doğuyor

 

Mayıs 2003 - Aralık 2025

 

Geri dönmek için tıklayınız...

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

YÜRÜYORUM

 

Zaman değil, ömür tüketiyorum

Menzilim yok, meçhule gidiyorum

Kaderim çizilmiş, süre verilmiş  

Ümidim yok, beyhude yürüyorum

 

Yaşanmış ne varsa, şikayetçi benden

Ruhum da kurtulmak ister bedenden

Sanırım failiyim her günahın  

Artık şüphe eder oldum kendimden

 

Sanki kâbuslar gerçek, gerçek kâbus

Nasılsa duyulmaz isyanın, bir sus

Yükün boş hayallerin, çilen yolun

Oyalanıp durma, yürü ve kavuş

 

Haziran 2003 – Aralık 2025

 

Geri dönmek için tıklayınız...

 

 

 

 

 

 

 

 

 

ESİR-İ AŞK

Divanesi oldum bahtımın, peşindeyim

Bırakıp gidemem, yoksa da zincirlerim

Bıçak keskinliğinde düşen yüreğime

Yalnızlık değil, gözyaşı yüklü özlemim

 

Yandım bir çıranın titreyen aleviyle

Gönlüm emanet zalim bir hoyrat gönle

Ölüm sessizliğine bürünür feryadım 

İsyanım çare vermez, beklemek nafile

 

Bekleyiş bir bakış kadar sonsuz ve aşkın

Deler geçer o bakış kalbi, aşık şaşkın

Vuslat aldanış, özlem beslerken ümidi

Heyhat, geleceği yok ki esir-i aşkın

 

Düşmeye görsün buz ateşler kor yüreğe

Eritir her ne kalmışsa senden geriye

Akıl vazgeçse, kalp iflah olmaz diretir   

Razıdır sorsan, aşk için candan geçmeye

               

Feda edilir diğer sevgiler uğruna

Serilir tereddütsüz sevgili yoluna

Gözde birer damla yaş bırakır her giden  

Dünyaya sığmaz, saklanır göz pınarında

 

Temmuz 2003-Aralık 2025

 

Geri dönmek için tıklayınız...

 

 

 

 

 

 

 

 

 

GÖNÜL DERDİM

Her güzele meyleden arsız deli gönül

Dinmeksizin esen, bir seher yeli gönül

Her darbesiyle yüreğimde yara açan

Sazımın, vurdukça inleyen teli gönül

 

Yıllar var ki saklıdır, bilinmez derdim

Lokman hekim dirilir, dirilmez derdim

Bir ömür değil, bin bir ömür de yaşasam

Bakidir, her ne yapsam da silinmez derdim

 

Temmuz 2003

 

Geri dönmek için tıklayınız...

 

 

 

 

 

 

 

 

 

KALP, AKIL ve AŞK

 

An gelir, gün ortasında hülyalara dalar insan

Kendi gölgesinde dertlerine derman arar insan

Kendisi de bilmez, kalbi ne acılar destelemiş

Sarhoşlukta kaybolur, çıkacak bir yol sorar insan

 

Hayat bir bilmece, çözüm saklı kalpte ve akılda

Biri korunağı olur, ıslanırsa eğer öteki yolculukta

Bilinmezliğe yürümektir, kalbin peşinden olan

Akıl dur der, çıkmaza tutulursa yön bu uğurda

 

Ben kendimden bilirim, hiç eksik olmadı elemim

Kalbim kimi severse aklım onda olmalı benim

Aşka düşmek, çöle düşmekten beter, çıkışı olmaz

Rüzgarlarla savrulur, bir damlaya muhtaç bedenim

 

Derim ki yürek yetmez sadece, aşk bizi bulunca

Akla sormalıdır, çekilir mi bu yaşam boyunca

Sevgili uğruna ölmek değildir, aşkı yüceltmek

Asıl olan uğruna yaşamaktır, akla uygunca 

 

Ey şiir, sensizlikte bu yalnızlık nasıl çekilsin

Kime açılsın şu dertli gönüller, keder silinsin

Ruha aydınlıktır dizelerinin ışıltıları

Vuslat olmasa da kadim dostluğun kadri bilinsin

 

Temmuz 2003

 

Geri dönmek için tıklayınız....

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

ADINI KALBİME YAZDIM

 

Adını yazdığım kalbime, kandır 

bu yüzden damarlarımda dolaşıyorsun çoktandır

ne doktorlar çare bulabilir

ne kimse izleri silebilir

suçlu arama boş yere, o benim...

 

Sen bir çağlayana dönüştün,

ben ruhunda patlayan fırtınaya düştüm

sanma aynı zamanda yenik düştüm

zira, sen de düştün,

hem sadece bir düştün

ve ben uyuyakalıp, düşü büyütmüştüm...

 

yılları yollar yapıp yürüdüm,

hiç bilmediğim adresini bulmaya yemin içtim 

görmediğim yüzünü sulara çizdim,

her gece kendimle karşılıklı oturdum

ve sevgini kadehe doldurup ölümüne içtim 

'yıldızlar altında', ışıltılarla seviştim...

 

'Ölüm bizi ayırana dek',

ölümü ayırdım bizden, bilerek ve isteyerek

yeter ki, 'gönüller bir olsun', dileyerek  

ama ya kazara sen orada olsaydın,

ben cansız bir bedene dönüşür, yığılırdım

ve sen, biçare, içimde, ölürdün...

 

Uzaklık yoktu, uzak olan bize, yakınlaşmaktı

gelmezdik birbirimize

başka yönlere gidip, uzaklaşırdık 

gözlerimiz açık, kalplerimiz kapalı

kalpler açıksa, gözler ayda, ay dolu ve kapalı

 

bir ağaç dalı kırılmazdı

yaprağının ağırlığıyla, kırıldı

bir güvendi, kurulmazdı

sözlerin cambazlığıyla, kuruldu

ben ağlamazdım,

aslında yalan olan sadece buydu...

 

Yalan artırırmış zenginliğini

sana kim dedi, kes kekremsi güzelliğini

sade sen ka(l)dın saflığınla

baharatla seni, iyice bir süslemeli

sen-sizlik şarabı içer, ben sende-ler-ken...

 

El işi bir sevda bu, çalma felekten

paha biçilmez, değeri göz nuru el-emekten,

ben kalayım, sen durma, git sekerekten

sana bir zarar gelsin, istemem,

bilirim,

sen acıyı hiç sevmezsin...

 

Doğrulayım dedim, doğruldum

bir sağıma baktım, yoruldum

solum, önüm ve arkamdaysan eğer, sobe.

oysa sen hiçbir yerde yoktun

yalnız feryadın yağıyordu üstüme...

 

Göz yaşına bir ıhlamur demledim

galiba hastaydım ve bedenimi tekmeledim

sırtıma çıkamadım, silkelendim, terledim

sıcaklığın hala içimdeydi, ama sen soğuktun,

düş(tüğ)ümde tuttuğum ellerinden bildim...

 

Yağmurda ıslanmadım ki, engel oldun

seni yağmur altına iten ben, soldum.

güneş yanığıma, yanağın değdi

ben elindeyken güzelim, güz elimdi,

elin gözümdeydi, bir baktın ve

sevdamıza elin gözü değdi...

 

yüreğimi buzdolabına tıktım, soğutamadım

eline, avucuma doldurdum göğü, boşaltamadım

bir yıldız düştü ve rüzgâr dalgalandı

saçlarım birden ayın rengine bulandı,

ağladım, ağlatıldım, midem bulandı...

 

Telefona sarıldım, telef oldum

numara çevirdim, çaktılar, aklımdan vuruldum

polis durdurdu, ben arandım

cevap veremedim, aklım karıştı,

hem zaten havada ve bir karıştı...

 

dudağım çatladı, çat kapı, sen vurdun

ne diyeceğimi bilemedim, karşında dondum

zira git diyen bendim

gel-gitlere alışan sen

ben duruldum, bir masaya kuruldum

çaldım, tek duyan yine, sen oldun...

 

ayaklarım yön bilmezdi

ileri-geri gitmekle bu yol bitmezdi

sonunda, yine başladığım yere döndüm

ve ruhuma bir köz gömdüm

elimi karda soğuttum, yağmur dindi 

ben yandım, gölü kuruttum...

 

Yel vurdu, titredi yüreğim, daraldım

fırlatıp güneşe onu, dağladım 

dağda elin ile barıştım, sen ceylanla yarıştın

ben yine çağlayana karıştım,

- karışma, bildiğince aksın

diyen sen, dondun...

 

Kanım dondu o an, öldün sandım

ateşe atladım, kızardım, sen ‘ak’tın,

beyaz örtüsüne cesedimin, kanım damladı

ellerin buzdan, kırdı, bir dal salladı

eller durdu, baktı bize, ağladın ...

ve ben aktım, çağladım...

kalbime tekrar adını yazdım, kandın...